Hayatımda sinemada izlediğim ilk bilim kurgu filmi Star Wars’dır. 30 yaşına gelmiş hala yıldız savaşları serisini izlememiş insanlığın %1’i için kısa bir özet. Filmin adı Yıldız Savaşları. Alternatif bir evren

Bundan çok çok uzun zaman önce. Unutulmuş zamanlarda… Uzak bir galakside… Tüm hikâyelerde olduğu gibi iyilerle kötüler arasında ki mücadeleyi anlatıyor. Darth Vader.

Darth Vader! Filmde ki kötülüğün nerdeyse cisimleşmiş bir sembolü. Aslında eskiden en iyilerdenmiş ama sonradan bozulmuş karanlık tarafa geçmiş. Zaten hep böyle olur; en iyiler bir bozuldu mu artık ortalama biri olarak kalamaz, kötülerden daha kötü hale gelir.

En iyilere Jedi deniyor. Jedilar galakside korunması en önemli şeyleri; barışı ve adaleti koruyorlar. Bunun için gerekirse savaşmaktan da çekinmiyorlar.

Kullandıkları temel silahsa… Işın kılıcı! Ama nasıl olur? Teknolojik olarak böylesine gelişmiş bir evrende hala kılıç kullanan var mı? Galaksinin her köşesine ışık hızında gidebiliyorsunuz ama bir gezegeni anında yok edebilen Ölüm Yıldızı gibi bir silahın karşısına…

Sadece kılıçla çıkıyorsunuz olacak şey mi?

Neden olmasın?  David ve Goliath’ın hikayesi bu. Ya da bizde ki adıyla… Davut ve Calut’un.

David ve Goliath incilde de anlatılan bir hikaye. David kocaman bir dev olan Goliath ile savaşacaktır. Kötü dev Goliath tıpkı Star Wars’daki ölüm yıldızı gibi… çok büyüktür ve çok güçlüdür. Ama yinede zayıf bir noktası vardır. İki gözünün arasında anlında, zayıf bir nokta.

Ve orayı korumak için bir miğfer giymiştir. David miğferi çıkarttırabilmek için ordusunun kalkanlarıylabir lazeri değil ama güneş ışığını Goliath’a yansıtır.

Goliath ısınan miğferini çıkarttığında David bu fırsatı kaçırmaz, sapanını çeker… ve onu o zayıf noktasından anlının tam ortasından vurup yere düşürür. Sonra da kılıcıyla gidip öldürür.

Yani Star Wars bu hikayeyi İncil’e mi dayanıyor Biliyorsunuz Steve Jobs sadece iyi sanatçıların kopyaladığını oysa büyük sanatçıların… başka türlü davrandığını söylemişti Üstelik sonuçta filmin yapımcısı ve yönetmeni George Lucas benim favori silahıma, ışın kılıcına geri dönelim isterseniz. Asaletin ve kahramanlığın bir sembolü olarak tasarlanmış bir silah. Ortaçağda şövalyelerin kullandığı kılıçlar gibi.

Zaten Jedi’ların tam adı Jedi Şövalyesi’dir. Ama dövüşme tekniklerine ve kullanım amaçlarına baktığımızda…daha çok Doğunun Şövalyeleri de diyebileceğimiz samurayların kılıçlarına benziyor.Yani Lucas tüm batılı iyi yönetmenlerin yaptığı gibi…doğulu sinema devlerinin omuzlarına çıkmayı da ihmal etmemiş.Akira Kurosawa’nın 1958 yapımı “Hidden Fortress” Gizli Kale filminde savaştan kaçan iki köylü vardır. Bunlar yorgun argın yollarda giderken birbirleriyle münakaşa eder ve yollarını ayırırlar. Fakat ikiside yakalanıp köle olarak çalıştırılırlar. Sonra bir şekilde kurtulurlar ve düşmanın elinde esir tutulan bir prensesi

kurtarmak isteyen biriyle karşılaşırlar. Sadece hikaye değil, onun anlatılış biçimi ve hatta görüntüler bile Güzel bir esin kaynağı olmuş.

Bu arada Lucas, Kurosawa’nın başka filmlerini de izlemiş olmalı. Yojimbo gibi.

Işın kılıcı öyle bir silah ki rakibini öldürmek yerine sakat bırakıyor.

Böylelikle hasmınız kopan parçalarını mekanik olarak yeniden oluşturup varlığını devam ettirebiliyor. Yavaş yavaş karanlığa dönüşen yani bir çeşit Trans-Human olmaya başlayan Anakin’in Sağ eline siyah eldiven giymesi de bir düellonun sonucu.

Yani bu silah sadece savunma amaçlı olarak yapılmış. Öldürmek yok, etmek için değil.

Obi-Wan Kenobi’nin deyimiyle daha uygar bir çağ için seçkin bir silah. Işın kılıçlarının renkleri vardır. Çünkü renk sembolizmi konusunda da çok zengindir Star Wars.

Karanlık tarafa geçmiş kötülüğün rengi tabii ki siyahtır. Prensesler, iyiler, Jedilar beyazdır.

Han Solo ise hem siyah hem beyazdır çünkü oldukça karmaşık, kompleks bir karakterdir. Biraz paragöz, hırslı biraz kaba ama özünde iyi biri. Stormtrooper’lar iki yüzlüdür, münafıktır.

Beyaz gibi görünselerde içlerinin siyah olduğunun gayet iyi biliriz.

Star Wars Western filmlerinden ve savaş filmlerinden de motifler taşır.

Eve döndüğünde yakılıp yıkılmış bir harabe ile karşılaşma…

Gölgesinden bile hızlı silah çeken kovboylar…

Hava saldırıları, savaş pilotları… Kısacası dünya savaşlarının insanlığın ortak belleğine kazıdığı ne kadar görüntü varsa… Bunların çoğunu Star Wars’da da görebilirsiniz.

Ama yanlış anlaşılmasın Star Wars’ın oradan buradan kopyala yapıştır mantığıyla…

oluşturulmuş görüntülerden ibaret bir film olduğunu söylemeye çalışmıyorum.

İyi hikayeleri, ustalıkla bir araya getirerek kendi içinde çok güzel bir bütün olmayı başarmış bence George Lucas. Aslında Star Wars sadece bir film değil. Bir efsane, bir destan, modern bir mitoloji. Biz Yıldız Savaşlarını binlerce yıldır severek izliyoruz.

Yıldız Savaşları, Yüzüklerin Efendisi, Matrix gibi filmler kadim hikayelerin yeni teknolojilerle yeniden anlatılmasından başka birşey değil aslında. George Lucas, Star Wars evrenini yazarken en çok ilham aldığı yazarlardan bir tanesi de Joseph Campbell’dı. Bilgisayarlarımız, araçlarımız, makinelerimiz yeterli değil. Kendi sezgilerimize öz varlığımıza inanmak zorundayız. İlk Star Wars filminden bugüne neredeyse  yıllar geçmiş ama hikaye burada bitmedi. İnsanlığın ortak kültüründen, geçmişinden, korkularından, sevgisinden beslenen tüm hikayeler gibi ölümsüzleşecek. Benim hikayem de burada bitmedi. Dilim döndüğünce sanattan, tasarımdan, teknolojiden bahsetmeye, bunlarla ilgili duyduğum hikayeleri aktarmaya devam edeceğim. Bunları paylaşmayı, beğenmeyi, yorumlamayı unutma, takip etmek için abone olmayı da!

GÜÇ SENİNLE OLSUN!