Kalplerinizin derinliklerinde sakladığınız sırları keşfetmelisiniz.

Bu dünyaya neden geldiniz? Arrival yani “Geliş” filminin görünüşte cevabını aradığınız soru  Neden ? Uzaylılar. “Arrival” Ama onu diğerlerinden ayıran en önemli özelliği sorduğu sorulara yüzeysel cevapların olmaması Dünya’nın 12 farklı bölgesine UFO’lar yani tanımlanamayan uçan nesneler inmiştir. Dolayısıyla da bu durum dünyanın pek çok yerinde paniğe yol açmıştır hikâyenin kahramanı Dr. Louis. Kendisi dünyanın önde gelen dilbilimcilerinden biridir. Evinize dilini bilmediğiniz misafirler gelince doğal olarak bir tercümana ihtiyaç duyarsınız. İşte filmimizde insan dışındaki bu akıllı canlı türüyle iletişim kurma görevi Dr. Louis’in de dâhil olduğu bir grup bilim insanına verilir. Bu bilim insanları uzaylıların dilini çözüp onlara herkesin merak ettiği o önemli soruyu sormaya çalışacaktır: “Bu dünyaya neden geldiniz?” Uzay gemileri 15 Eunomia adında bir asteroidden esinlenilmiş. “Babil Kulesi” Bu kule dünyadaki yüzlerce dilin kökenini açıklamak amacıyla kullanılır. Bu filmdeki en önemli temalardan biri de dil. Uzaylıların dilini çözmeye çalışıyoruz. Hatta önce “silah” zannettiğimiz şeyin sonradan aslında bizatihi “dil”in kendisi olduğunu anlıyoruz. Çok anlamlı bir yanlış anlama. Dil dünyanın en güçlü silahtır anlatmak istedikleri asıl şeyse zamanın lineer olmadığı. Bir geçmişimiz vardır. Geçmiş, bildiklerimizdir birde geleceğe doğru ilerleriz. Gelecek bizim için bilinmeyendir. Hatta zamanın simetrik olmayan, tek yönlü bu lineer yapısına 1928 yılında yazdığı “The Nature of the Physical World – Fiziksel Dünyanın Doğası” kitabında astronom Arthur Eddington “zamanın oku” adını vermiştir. Bu konsept daha sonra zamanın termodinamik oku, kozmolojik oku, radyasyon oku, nedensellik oku, parçacık fiziği oku, kuantum oku, oku, oku, oku ve nihayet psikolojik ya da algısal oku olarak genişletilmiştir. Zihnimizde bilinenden bilinmeyene doğru yönelmiş algısal bir zaman oku var.Bizler zamanın gözlemcileriyiz. Yaptığımız gözlemlerle, düşünme biçimimizle içinde yaşadığımız toplumun, onun kültürel kodlarının ve dolayısıyla konuştuğumuz dilin yakından bir ilgisi var. Evet konuştuğumuz dille zamanın bir ilişkisi var  Gelecek sizce önümüz de mi arkamız mı? Peki ya geçmiş? Şarkılarımıza bile geçmiş: “gelecek günler sonsuz önümüzde.” Oysa And dağlarında yaşayan Aymara insanlarının dilinde bunun tam tersi. Onlar geçmişi “önde” geleceğiyse “arkada” algılıyor. Çince’de “yarından sonraki gün” için kullanılan “gün arkası” anlamına da geliyor. “Dünden önceki gün” için kullanılan “ön gün” olarak ifade edilir. Hintçe’de ise Hem dün hem de yarın için aynı kelime kullanılıyor “kal”. kelimenin anlamı şu andan bir gün uzakta demek. İster geleceğe doğru, ister geçmişe. Yani zamanı nasıl algıladığımızı öğrendiğimiz ve kullandığımız dil doğrudan etkiliyor. Arrival filmindeki uzaylılar da hiç şüphesiz farklı bir kültürel ortamda yetişmişler. Dolayısıyla konuştukları dil ve kullandıkları alfabe de buna göre oluşmuş. Dilin tasarımı dikkatinizi çekti mi? Tümüyle dairesel. Japon kaligrafisindeki “enso”ya benziyor ki o şekil de aydınlanmayı, evrenselliği sembolize eder.

Sâmi/Arab yazısı, dünyanın en eski yazısıdır ilk kez Hazret-i İsmail’in kullandığı rivayet edilir. Hiyeroglif ve çivi yazısı dışındaki bütün yazıların menşei, bu alfabeye dayanır.Filmde ise Logo gramlarla yazıyorlar. Alfabe ve hece yazısı olan bizim fonograflarımızın aksine herhangi bir sesi veya heceyi değil doğrudan bir ifadeyi anlatıyorlar uzaylıların kullandığı bu logo gramlar zamansız. Tıpkı uzaylıların gemileri ve vücutları gibi yazılı dillerinin de ne başı ne de sonu tam olarak belli değil. Biz başımıza gelenleri yazınca buna tarih diyoruz ya bunlar hem başımıza gelenleri hem de gelecekleri yazabiliyorlar. Linguistler buna non-lineer ortografi diyor.  “Bellek tuhaf bir şey. Hiç düşündüğüm gibi işlemiyor.” Zamanla çok bağımlıyız. Onun düzeniyle. Daha bu ilk cümleleri işitip görüntüleri görmeye başladığımız anda uygulamalı olarak bir tuzağa yakalanıyoruz. Eğer iki görüntü arka arkaya gösterilirse öncekini doğal olarak geçmişte yaşanmış gibi algılıyoruz filmlerde geçmişi hatırlama yani flash back sahneleri vardır ya. Bu filmdeki o sahnelerde ana karakter geleceği hatırlıyor. Çünkü uzaylıların getirdiği mesajı, dili ilk çözen kişi o. Bunu çözdükten sonra yaşadığı aydınlanma sonucunda artık gelecek de geçmiş de onun için, bizler için lineer zaman dimağımıza kazınmıştır.Sapir-Whorf hipotezinden de bahsedilmektedir. Sapir-Whorf hipotezi, dilin düşünceyi nasıl etkilediğini ve algıyı nasıl şekillendirdiğini iddia eden bir dilbilim hipotezidir. Bu hipoteze göre, bir kişinin kullandığı dil, düşünme tarzını, algısal dünyasını ve kültürel bakış açısını belirler ya da etkiler. Sapir-Whorf hipotezi, iki dilbilimci ve antropolog olan Edward Sapir ve Benjamin Lee Whorf’un çalışmalarına dayanmaktadır. Sapir ve Whorf, dilin insanların düşünme süreçlerini ve kültürel algılarını nasıl şekillendirdiğini incelediler ve bu konuda çeşitli önermelerde bulundular. İlk olarak Sapir, dilin insan düşüncesini şekillendirmedeki önemine dikkat çekti ve dilin kültürel bağlamdaki rolü üzerinde odaklandı. Whorf ise, dilin düşünce ve algı üzerindeki etkilerini daha da derinlemesine inceledi ve dilin yapısal özelliklerinin insanların düşünme süreçlerini nasıl etkilediğini vurguladı.Kültürel Belirleyicilik: Dil, bir kişinin düşünme şeklini ve algılarını doğrudan etkiler. Yani dil, kültürel değerlerin ve kavramların aktarılmasında önemli bir rol oynar. Yapısal Belirleyicilik: Dil, sınırlayıcı bir çerçeve sağlar ve bu çerçeve içinde düşünceyi şekillendirir. Yani dilin yapısal özellikleri, düşünme tarzını ve algıyı belirler. Ancak, Sapir-Whorf hipotezi çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır ve tartışmalı bir konudur. Bazıları, dilin düşünceyi belirleme konusundaki etkisinin abartıldığını ve insan zihninin daha karmaşık olduğunu iddia etmektedir. Ayrıca, dilin sadece bir etken olduğunu ve kültürel, sosyal, bilişsel ve diğer faktörlerin de düşünceyi şekillendirmede rol oynadığını savunanlar bulunmaktadır. Bu nedenle, Sapir-Whorf hipotezi günümüzde hala tartışma konusudur ve kesin bir kabul görmemiştir. Bu filmde zamanda fiziksel olarak değil algısal olarak bir yolculuk yapmamız istenmiş algıların dünyası hayat gördüğünüz dokunduğunuz kokladığınız hissettiğiniz için var değil mi Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya. Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri……….
O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere…..

Hayatımızı bir bütün olarak görüyoruz. Belki de her şey çoktan yaşandı ve bitti. Ama biz böylesi bir üst düzey algılamaya henüz sahip değiliz.  

Hayatın kırık cümleleriyle dans ediyoruz,

Belki de geçmişte kaybolmuş, tamamlanmış bir hikaye.

Fakat, biz hâlâ gizemli bir algılamaya erişemedik,

Yeni bir dilin büyüsüne şimdi kapılmalıyız

Uzaydan, yıldızlardan, bilinmez diyarlardan gelen,

Mesajları hayranlıkla izlemeli, anlamaya çalışmalıyız.

Ve belki bir gün, yıldızlar arası yolculuğun sırrını çözmüş,

Gözlerimizi uzaylıların meraklı bakışlarına dikip,

Sormadan önce onlara sormamız gereken soruyu,

Kendi içimize sorgulamalıyız: “Neden bu dünyadayız?”

Kalplerinizin derinliklerinde sakladığınız sırları keşfetmelisiniz……..